Eleştirel Psikoloji Bülteni
 

Sayı 2, Ocak 2009

Editörden

(S. 2-4)

Bir hayli gecikmeyle de olsa Eleştirel Psikoloji Bülteni’nin ikinci sayısını hazırlamış olmaktan mutluyuz. 2008 yılı Türkiye’de eleştirel psikoloji için oldukça hareketli ve verimli bir yıl oldu. Hem Mart ayında Eleştirel Psikoloji Bülteni’nin ilk sayısının yayınlanması, hem de Ağustos ayı sonunda İstanbul’da ilk defa bir Eleştirel Psikoloji Sempozyumu’nun organize edilmesi Türkiye’de eleştirel psikoloji adına anılmaya değer gelişmelerdi. Gerek Bülten’in gördüğü ilgi, gerekse de sempozyuma (yaz sonu olmasına ve sempozyumun Pazar-Pazartesi günleri düzenlenmesine karşın) 150 kişilik bir katılım gerçekleşmiş olması, eleştirel psikolojinin bundan sonra da gelişmeye devam edeceğine işaret ediyor.

 

MİLLİYETÇİLİK

Aysel Kayaoğlu

birpsikoloğungecikmişHrantDinkyazısı

(S. 5-31)

Hrant Dink’in katledilmesinden bu yana iki yıl geçti. İçimizdeki öfkeyi, şaşkınlığı, kederi, umudu yitirmekten, bu kaybı kanıksamaktan korkarak geçen uzun bir zaman… Elinizdeki gecikmiş bir yazı. Hrant Dink üzerine yazılmış onlarca yazı varken, bir tane daha üstelik de gecikmiş bir tane daha yazmanın ne anlamı olabilir ki? Ama zaten bu yazı, bir psikolog tarafından yazılan, ya da bir psikolog tarafından yazıldığı için gecikmiş olan bir yazı. Doğrusunu isterseniz, bu, Hrant Dink üzerine bir yazı da değil, daha çok onun katli üzerinden psikolojiye dair bir yazı. “Hepimiz” için öyle olmadı mı zaten, Hrant Dink’in katli bir bakıma elbette korkulanın olmasıydı ama bir taraftan da nerede durduğumuza, ne yapıyor olduğumuza dair apansız ve derinden sarsmadı mı hayatlarımızı? Sözün kısası bu, birpsikoloğungecikmişHrantDinkyazısı. Bu ülkede yaşayan bir sosyal psikolog olarak, Hrant Dink’in katline dair söyleyecek yüzlerce şeyi olması gerekirken hiçbir şey söyleyememenin omuzlara yüklediği ağırlığın, neyi nasıl söylemeli sıkıntısına galebe çalması nedeniyle ortaya çıkan bir yazı…

 

Harika Yücel

Psikanalitik bir perspektifin milliyetçiliği anlamaya yönelik imkânları

(S. 32-47)

Milliyetçilik kavramı, ulus-devletlerin ulus aşırı yapılanmalara doğru gittiği günümüzde, geç modernizm/geç kapitalizm denilebilecek bir süreçte, üzerinde en çok tartışılan ve yeniden tanımlanmaya çalışılan kavramlardan biri gibi görünüyor. Yeniden tanımlanmaya çalışıldığı kadar yararlı/elverişli toplumsal/politik bir araç olup olmadığı ve milliyetçi ideolojilerden muaf bir toplum tahayyülünün imkânlılığı da epey kafa yorulan soru ve arayışları oluşturuyor. Geniş bir grubun “milli” denen bir sıfatla kendini/kimliğini tanımladığı bir toplumsal sürecin dışında imkânların olup olmadığını araştırmaya iten en önemli nedenin aynı zamanda etik bir alanı işgal ettiği de söylenebilir; milliyetçi ideolojiler ve eğilimler tektipleştirici, dışlayıcı ve nihayetinde şiddet, işkence, savaş gibi insanlık suçlarına yol açan dinamiklere sahip görünmektedir. Milliyetçiliği olumlu ve olumsuz olarak ayıran, yurtseverlik, ulusalcılık gibi adlarla ehlileştirip kendine mal etmeye çalışan çeşitli politik hareketler milliyetçi ideolojilerin homojenlik ideali adına baskıcı ve dışlayıcı potansiyelini kabul etmek istemeyebilir elbette.

 

ELEŞTİREL PSİKOLOJİ

Canani Kaygusuz

İnsan bilimleri, olgu değer sorunu ve akademik bilimlere yansıması

(S. 48-60)

İnsanı merkeze alan tüm çalışma alanlarının, insanla ilgili bilgi üretmeye yönelişi binlerce yıl geriye götürülebilir. Ancak bu bilgi üreten kişilerin bilgi üretme süreçlerinde sistematikliği önemsemesi daha geç dönemlere rastlamaktadır. Bilim tarihine bakıldığında özellikle 16. yüzyıldan başlayarak daha karmaşık hale gelen toplumsal ilişkiler sisteminde insanı anlamaya çalışan düşünürlerin, dönemin değişen paradigmasına uygun biçimde insanla ilgili bilgi edinme süreçlerini daha fazla öne çıkardıkları görülür. 16. yüzyıldan itibaren öncelikle evrene ve dünyaya ilişkin egemen düşünceleri sarsan, dünya ve evrenin işleyiş yasalarını keşfeden, giderek toplumların işleyiş yasalarının da keşfedilebileceği düşüncesinin egemenleşmesiyle toplumun işleyiş yasalarını keşfe yönelen ve en sonunda insanın kendisine odaklanarak insan davranışının yasalarını araştıran bilimlerin devreye girmesi, yaklaşık altı yüz yıllık bir dönemin aşamalı gelişimine tekabül eden bir durumdur. Bu süre içinde, dünyayı, evreni, toplumu ve bireyi anlama çabaları farklılaşmış, önceki dönemlerin tüm bu alanlardaki teolojik ve metafizik anlayışları yerini başka bir anlayışa bırakmıştır.

 

Ian Parker

Psikoloji o kadar eleştirel ki, bizi ancak Marksizm koruyabilir…

(S. 61-75)

Tartışmanın dört parçası var. Bazı referans noktaları diğer kültürel geleneklerden gelen eleştirel psikologlar için biraz sınırlı görülecek. Fakat tahminimce kolaylıkla algılayacaklardır, hem de sadece radikal çalışmalar yapmak için politik bağlamın emperyalizmin kalbinde çok farklı olmasından dolayı da değil. Algılayacaklar, çünkü İngilizce konuşulan dünyada “eleştirel psikoloji” olarak ifade edilen şey onların yapmakta oldukları şeyleri sömürgeleştirmeye ve arıtmaya başladı.

 

Morus Markard

Tutum olarak eleştiri

(S. 76-85)

Klaus Holzkamp öncelikle Eleştirel Psikoloji’nin kurucusu olarak tanındı. Bu araştırma yaklaşımı, insanları kapitalist ilişkilerin insanlık dışılığıyla uzlaştırmak isteyen ve bunu yaparken bu gayri insani ilişkileri insanların ne dereceye kadar sürekli olarak yeniden ürettiklerini dışarıda bırakan bir psikolojinin eleştirisidir. Bu psikoloji eleştirisi, kendileri için böylesi bir psikolojinin işlevsel olduğu bu bahsedilen ilişkilerin eleştirisiyle bağlantılıdır. Nihayetinde Eleştirel Psikoloji kendine has kavramlarıyla, bireysel ve toplumsal özgürleşmenin bağlantısının gerekliliğini anlaşılabilir kılmak ve bunun gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak istemektedir.

 

Thomas Teo

Klaus Holzkamp ve Alman Eleştirel Psikoloji’sinin yükselişi ve düşüşü

(S. 86-116)

Alman Eleştirel Psikolojisi tarihi üzerine yazılan bu metin, en önemli temsilcisi olan Klaus Holzkamp (1927-1995)’ın çalışmaları üzerine odaklanmakta ve fikir, eleştiri ve çıkarsamalarının gelişimini yeniden inşa etmektedir. Tarihî-sistematik nedenlerden dolayı çalışması, eleştiri öncesi (1968’e kadar) dönem, eleştirel-özgürleştirici dönem (1968-1972), eleştirel-kavramsal dönem (1973-1983) ve özne-bilimsel dönem (1984-1995) olmak üzere bölümlenmiştir. Sosyal hareketler ve geleneksel psikolojinin iç sorunları, psikolojisinin yükselişindeki etmenler olarak tanımlanırken, Eleştirel Psikoloji’nin 1980 ve 1990’lardaki düşüşü sosyal gelişmelere, sistematik temel çerçevesinin sınırlılıklarına ve alternatif eleştirel yaklaşımların ortaya çıkmasına yüklenmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen makale, Holzkamp’ın psikolojik bilgi birikimine önemli katkılarda bulunan saygın bir kuramsal psikolog olduğunu göstermektedir.

 

Klaus Holzkamp

“İnsanlar Kapitalizmde Kafeste Oturur Gibi Oturmazlar”

(S. 117-132)

Heiko Ernst ve Claus Koch’un Psychologie Heute dergisi için Klaus Holzkamp’la söyleşisi. (Sayı 11/1984, S. 29-37)

 

David Ingleby

İdeoloji ve insan bilimleri: Psikoloji ve psikiyatride şeyleştirmenin rolü üzerine bazı yorumlar

(S. 133-171)

Bu yazının iddiası kısaca şu şekilde ifade edilebilir: psikologların (ve diğer insani bilim insanlarının) bilinçdışı olarak kabul ettikleri ideolojik amaçlar onları, insanı kendi toplumunun yaptığı biçimde insandışılaştıran, toplumun amaçlarına bireyler tarafından nasıl aracılık yapıldığını açıklayacağı yerde örtbas eden ve kendi değerlerini, sahte bir nesnellik kisfesi altında somutlaştırmaya çalışan bir insan modeli sunmaya yöneltir.