Eleştirel Psikoloji Bülteni
 

Hilal Eyüpoğlu

Cinsel Taciz ve Travma: Eleştirel bir Deneyim Aktarımı

Özet

Aşağıdaki metin kadına yönelik cinsel tacizin, kadın kimliği ile ilişik toplumsal pratiklerini tartışırken, aynı zamanda da psikoloji disiplininin konuyu değerlendirme, tartışma ve tedavi önerilerine yönelik eleştirel alt okuma sunar. Temel amacı, ataerkil dünya sisteminin psikoloji disiplini içindeki hareket alanlarını sorgulamak ve disiplinin ataerkil sistemle işbirliğini anlamaya yönelik akıl yürütme girişimlerimize feminist bakış duyarlılığı kazandırmaktır. Bu amaçla, oluşturulan eleştirel zeminin ardından, cinsel taciz olgusunun psikoloji disiplini içindeki tartışmasında farklı bağlamlar bilinci oluşturmaya çalışan feminist terapi önermelerini inceler. Kadının toplum içindeki varoluşunu dikkate alan feminist terapi yaklaşımı cinsel tacizi bir deneyim olarak yok saymadan alternatif terapi planı sunar.

İnsanların başından geçen ileri derecede üzücü ve sarsıcı yaşantılara travma adı verilmektedir. Deprem, sel gibi doğal felaketler, yangınlar, trafik kazaları, saldırılar, işkenceler, tecavüz ve taciz yaşamdaki travmatik olaylardır. Birçok insan bu tür olaylarla karşılaştıkları zaman acı hissederler, kayıp olgusunun yarattığı duygusal yıkım nedeniyle de ağır ruhsal belirtiler gösterebilirler. Örneğin, deprem yaşantısını deneyimlemiş bir birey, olay hakkında konuşmak istemeyebilir, olayla ilişkili bir ses, bir görüntü, bir kokudan rahatsız olabilir, o binaya, hatta o şehre bile tekrar girmek istemeyebilir. Olay esnasında yaşadığı korkuyu genelleyebilir, o an hissettiği duygu durumunu tekrar yaşamın başka alanlarında hissedebilir.

Cinsel taciz sonrası travma yaşantısında ise benzer tepkilerin gözlenmesi beklenmektedir. Tacizi yaşayan kadının kişiler arası ilişkileri bozulabilir, taciz yaşantısının gerçekleştiği yere tekrar girmek istemeyebilir, cinsel hayatında fonksiyon bozuklukları gösterebilir, eve kapanabilir. Küskünlük, bıkkınlık, olay hatırlatıcılarıyla karşılaştığın zaman kaygı edinimi, iğrenti, tiksinti cinsel taciz sonrası travma belirtilerine eşlik eden duygu durumlarıdır. Eğer taciz sadece taciz mağduru ve taciz suçunu işleyen kişinin bulunduğu bir ortamda gerçekleştiyse ve ortamda taciz suçunu gözlemleyen başkaları yok ise hukuk sisteminin de tacizciyi suçlu olarak kabul edebilmesi için mağdurdan travma sonrası stres bozukluğu raporu beklentisi vardır. Eğer kadın bu tür ruhsal belirtiler gösteriyorsa bu onun mağduriyetinin bir göstergesidir ve delil niteliği taşımaktadır.

Yas tepkisi geri dönüşü olmayan bir kayba karşı ortaya çıkar. 4 aşaması bulunmaktadır; şok ve inkâr, arama ve isyan, sıkıntı ve huzursuzluk hali ve yeniden yapılanma süreci (Soykan, 2000). Yakın, arkadaş, dost kaybı da yas tepkisi uyandırabileceği gibi, sahip olunan ve yitiminde üzüntü uyandıran herhangi bir olgu da yas tepkisine neden olabilir. Freud, yas tepkisinin doğal ve müdahale edilmemesi gereken bir süreç olduğundan bahsetmektedir. Eğer üçüncü aşama olan sıkıntı ve huzursuzluk hali devam eder ve yaşam alanlarında engel oluşturmaya başlarsa o zaman buna patolojik yas dememiz uygun olur. Belirtileri; kişiler arası ilişkilerde bozulma, belirli kişilere düşmanca davranma, hayatın anlamsızlığı, intihar riski yüksek depresyon tablosunun ortaya çıkmasıdır. Bireyin bir yakının kaybı sonrasında yaşayabileceği bu tepkiler ve onların giderilmesi için destek ve yardım ihtiyacı anlaşılabilir gelirken, aynı tepkilerin cinsel taciz sonrası da görülebilir olması ya da görülmesinin beklenmesi akıllara şu soruyu getirmektedir: Neyin kaybı?

Tacize uğradım ve travma sonrası stres tepkileri de göstermiyorum! Kadının özgürleşmesini reddeden kamusal sistemin bu cümle ile karşılaştığında zorluk yaşaması muhtemeldir. Kamusal sistemin kabulleriyle yandaş ve devamını kolaylaştıran psikoloji disiplini burada yaşanan kafa karışıklığını çözmek için travma kriterlerini bünyesinde barındırmaktadır. Çocukluğundan beri kadına öğretilen cinsiyet rolleri, cinsiyetçi kalıp yargılar, tabular nedeniyle bir erkeğin kadın izin vermeden bedenine dokunması kadın ruhunda derin yaralar açacaktır. Namuslu olmak, kadın olarak varolabilmenin tek koşulu olmuşken, namusuna yönelik herhangi bir müdahaleyi de varoluşuna yönelik bir tehdit olarak yorumlaman oldukça insanidir. Zira bir kadın olarak sen bir erkeği tahrik etmiş, namusuna sahip çıkamamış ve sonucunda da tacize uğrayıvermişsin. Bu süreci içselleştirmek, geçmiş yaşantılarını da ortaya koyup nerde hata yaptığına bakmak, her zaman sorun yaşadığın ama bir türlü dile getiremediğin eril sistemle ilişkili geliştirdiğin baş etme stratejilerini bir daha sorgulamak, bu olay nedeniyle işlevsiz görünenleri edebiyatından çıkarmak ve tekrar aynı deneyimi yaşamamak için farklı, seni daha da kıskaç içine alan yeni stratejiler geliştirmek zorundasındır. Bunları yaparken de bedeninle kurduğun diyaloğa yeni cümleler ekmelisin. Benim kolum, benim bacağım, benim göğüslerim dediklerinin o kadar da senin olmadığının, bir gün gelip de başkası tarafından anında mülk edinilip, kullanım hakkına sahip olabileceğini fark etmişsin. Ancak, bu farkındalık o kadar uzun süre orada duramaz, çünkü bir taraftan da kadın bedeninin annenin sana her zaman söylediği gibi korunup kollanması gerektiği kanısına yaşayarak varılmıştır. Taciz yaşantısı gerçekleştiğinde üzerinde bulunan diz üstü bir etek, kolları olmayan yakası açık bir tişört veya kırmızı bir ruj bütünüyle de oturup tekrar konuşmak zorundasın. Herkes kadını haklı, diğerini ise suçlu olarak görüyor gözükürken, asıl, öngörülen travmayı yaşamak zorunda olan, mağdur statüsüne bürünmek için tarifi imkânsız ruhsal acıları hissetmek zorunda kalan kadındır. Çünkü kayıp kadının kaybıdır. Bir erkeğin kadın izin vermeden bedenine müdahalede bulunması kadının suçu olmuştur ve cezası da travmatik yaşantı şeklinde yıllarca çekilecektir. Uzun zamanlar uğraşıp eril dünya içinde kazanılan saygınlık, güven duygusu yerini tedirginliğe, korkuya ve kaygıya bırakmıştır. Yıllarca yüzleşmekten korkulan çaresiz kadın kimliğin ile burun buruna gelinmiştir ve bununla ne yapacağını bilemediğinden kaygı tepkisi geliştirmek beklenendir. Üstelik derman bulmak için başvurulan hukuk sistemi de sana aynı şeyi söylemektedir. Mağdursan psikolojik sorunlar yaşamalısın ve bunu ispatlamalısın ki ben sana inanayım. Tacize uğrayan kadın, bir erkekten hoşlanırken, gece sokakta yürürken, otobüse binerken, bir insana sıcak bir gülümseme gönderirken, dostça cümle kurarken bir daha düşünmeli, hatta travmatik belirtiler nedeniyle bunların hiç birini yapamaz hale gelmeli ki taciz suçunun cezasını çekebilsin.

Cinsel taciz fiziksel bir travmadır başlığı altında yaşadığı cinsel taciz için çare arayan bir kadın internet alanındaki psikolojik danışma sitesinde,

“Ben 29 yaşında bayanım. Çok küçük yaşta komşumuz tarafından tacize uğradım.  Bu benim bedenimde tarifi imkânsız yaralar açtı.  O günü hayatım boyunca unutamadım. Dıştan bakınca oldukça sağlıklı ve çekici bir bayanım. Ama erkeklerden nefret ediyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim.”

diye soruyor. Psikolojik danışma servisinde hizmet veren psikolog ise kendisine şöyle cevap veriyor;

“Tacize uğramış olan kadın tacize uğradığı yaş ne olursa olsun erkeklerden kaçma tepkisi verir. Çünkü canı acımıştır. Anılarında hoş olmayan şeyler vardır. Tehlike atlatmıştır. Bu tehlike karşısında her zaman tetikte olmalıdır. Bu tetikte olma durumu ruhsal anlamda stres durumudur. Uzun süren bir stres durumu bedensel ve ruhsal sorunlara neden olur.  Yaygın anksiyete (stres) bozuklukları, fobiler, bedensel ifade edilen ruhsal sorunlar ( el titremeleri, baş ağrıları, kalp çarpıntıları. ) Bazı durumlarda da hafif fakat uzun süren depresyonlar çıkabilir. Bu travma hali tedavi edilmediği müddetçe yaşamında tehlike algılaması devam edecektir. Korku artık genele dönüşmüş ve tüm erkek cinsine güven azalmıştır. Ona göre hepsi tehlikeli olmuştur”.

Psikolojik tedaviyle bu semptomların tedavisi mümkün değil midir? Tabi ki mümkündür. Bir hizmet alanı olarak psikoloji her zaman oradadır. Hemen bir danışma merkezi aranabilir, bir randevu istenebilir. Terapist, kadını yaşadığı travmatik belirtilerin aslında ne kadar anlaşılır olduğuna ikna edecek, olay ile ilgili yaşadığın korku ve kaygı duyguları esnasında ortaya çıkan yanlış bilişleri kadın ile beraber de el ele vererek, daha umutlu, daha mutlu, daha olumlu olanları ile değiştirecektir. Kadın terapiden kendisiyle barışık mutlu bir insan olarak ancak ataerkillik kelimesini hiç duymadan, cinsel tacizin açılımı olan maskulen faşizmden, erkek egemen dünyanın kadının yaşam alanlarında oluşturduğu diğer engellerden ve kısıtlamalardan, tamamen içselleştirilen cinsiyetçi ayrımın kökeninin toplumun hangi ihtiyaçlarını düzenlemek için oluşturulduğundan habersiz, yaşadığı ruhsal acıların, terapiye geliş nedeninin bile bu düzenin bir çıkarımı olduğu farkındalığından çok uzak ayrılacaktır. Terapi süreci esnasındaki varsayım ise çok açıktır; “tacize uğrayan kadın hangi yaşta olursa olsun erkeklerden kaçma tepkisi verir, vermelidir”. Tehlike algısı genellenmiştir, dolayısıyla erkek doğası üzerine kurulmuş dünya da güvenilmezdir. Kadın olarak bu dünya içinde güvenli şekilde var olma şansını bir kere kaybetmişsindir, tekrar elde etmek içinde terapi sürecinden geçip, kurulu ataerkil düzen ile terapistin yardımı ile tekrar barışıp, sağlıklı, erkekleri seven bir kadın olarak geri dönmen gerekmektedir. Artık öfken kontrol altına alınmıştır, zira toplum tarafından bir tehdit yaratmaz hale gelmişsindir.

Şimdi bir de terapi odasına girelim. Taciz sonrası kadın tarafından gösterilecek psikolojik travmaları, terapi sürecine düzenli eşlik ve işbirliği ile çözebileceğini iddia eden terapistin tedavi esnasında kullanacağı kuramın temellendiği teorilere bakalım. Freud 1905 yılında yayınladığı “Dora Vakası” adlı makalesinde kadınların geçmişe ait tecavüz ve taciz hikâyelerinin birer kurgu, hayal ürünü, kadınların cinsel bastırılmışlıklarıyla ilgili yaşadıkları sorunlar nedeniyle ortaya attıkları birer fantezi olduğunu iddia etmektedir. Cinsel taciz travmasının tedavisi çocukluk döneminde baba ile yaşadığın güven sorunlarının bugün yansımalarına değinilerek mümkün olabilmektedir. David Sachs (2000) yayınladığı makalede Freud’un Dora’nın bilinçaltı düşüncelerini ortaya çıkarmaktansa Dora’nın bilinçaltında ne olduğuyla ilişkili kendi bilinçaltındakileri ortaya çıkardığını iddia etmektedir. Dora’nın terapiden ayrılmasının nedeninin belki de Freud’un ona kabul etmesi için zorladığı yanlış hikâye ve bunu için ortaya çıkan baskı olabileceği vurgulanmaktadır. Günümüzde kadın hareketi ile de ortaya çıkan değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini ve psikolojideki otorite figürlerinin varsayımlarının kör kabul yöntemi ile uygulanmaması gerekliliğini dile getirmektedir.

Hem bilişsel hem davranışçı müdahalelerden oluşan göz hareketleri ile duyarsızlaştırma tekniğinde ise kadın yaşadığı cinsel taciz olayına karşı duyarsız hale getirilerek belirtileri ortadan kaldırılır. Partnerleri tarafından şiddet gören ve sonrasında travma sonrası stres bozukluğu gösteren kadınlarla yapılan bir araştırmada (Staplon, Taylor ve Asmundson, 2007), maruz kalma yöntemi ile tedavi edilen vakanın, göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve rahatlama alıştırmaları ile yürütülen terapilere göre travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin azalmasında daha etkili olduğu tartışılmaktadır. Maruz kalma terapisinde ise kadın şiddet gördüğü yere terapistin de eşliğiyle gider ve olayın gerçekleştiği yerde daha önceden belirlenen stresli uyarıcılar ile kademeli olarak yüzleşir. Eğer travmanın oluştuğu yere tekrar gitmek mümkün değilse, travmatik olaylar kadına hayal ettirilir. Bu hayal etme süreci esnasında kadın hayalinde şiddet gördüğü kişi ile konuşur, kızgınlığını ve duygularını dile getir. Canlandırma tekniği kullanıldığında, terapist tacizci rolüne bürünür ve kadının kızgınlıklarını kendisine ifade etmesi sağlanır. Diğer bir araştırma bulgusuna göre (Lybomirsky ve Nolen-Hoeksema, 1993), bireyin olayı tekrar tekrar düşündüğü durumlar, bilişsel olumsuz işlevlerinin tedavisini zorlaştırmaktadır. Seanslarına düzenli devam gösterilen bilişsel tekniklerin kullanıldığı bir tedaviden geçildiği düşünülürse de, olayı unutmak, olayı hatırlamamak adına geliştirilen, dikkatini hemen başka yöne kaydırabildiğin stratejiler kadının tedavisinin daha kısa sürede ve başarıyla tamamlanmasını sağlamaktadır.

Başarılı bir terapi süreci sonunda kadın, bedeni, dünyası, çevresi ile ilgili olumlu bilişlere sahip, travma aklına geldiğinde hemen onu unutturacak yöntemler geliştirmiştir. Kendini değersiz hissettiğinde buna verecek kişisel cevapları olan bireye dönüşür, güçlüdür ve mutlu hisseder. Aynı zamanda kadın treapi odasını, kadın olarak var oluşunun bir sonucu olarak taciz için elinden hiçbir şey gelemeyeceğine ikna edilmiş, suçluluk duyguları hafifletilmiş, taciz vakasına duyarsızlaştırılmış, kırılgan, hassas varlıklar olduğuna inandırılmış tatlı bir pozitif ayrımcılıkla terk eder.

Klinik psikoloji alt alanı tarafından önerilen tedavi yöntemlerinin kadını bağlamından koparma çabalarının yanında teorik zemin sunmaya çalışan “bilimsel” makalelerin taciz konusunu tartışma şekilleri de şüphe uyandırıcıdır. Adams (1999) tarafından sunulan makalede cinsel tacize uğrayan iki kadının vaka örnekleri ve hem tacizcinin hem de tacize uğrayan, yani kurban olan kadının hangi tanı kriterlerine uygun düştüğü tartışılmaktadır. Vakalardan bir tanesi şöyle sunulmaktadır.

“Kadın X gayet sevgi dolu bir ailede büyür. Kadın X büyürken herhangi bir duygusal istismara maruz kalmamış ancak 15 yaşında iken annesini kaybetmiş ve bu olay aile içinde açık şekilde konuşulmamıştır. Kadın X bu olay nedeni ile kendini suçlu hisseder ve başa çıkamadığı durumlar için kendini şuçlamayı öğrenerek büyür. Kadın X’in 20li yaşları incelendiğinde herhangi bir dikkat çekici olaya rastlanmamaktadır. Uzun süreli ilişki devam ettirdiği bir erkek arkadaşı bulunmamaktadır ve genel olarak mutlu gözükmektedir ve yaşadığı sorunlar hakkında konuşmaktan çekinmektedir. Kadın X üniversiteden mevzun olduktan sonra bir işe başlar ve iş yerinde patronu tarafından düzenli cinsel tacize maruz kalır. Bir gün beraber çıktıkları bir yemekte patronu Kadın X’e onun iş yerindeki pozisyonunun iş yerinde takındığı tutum ile ilşkili olduğunu söyler ve karısı ile ilgili yaşadığı cinsel sorunları Kadın X’e anlatır. Kadın X bu durumdan çok rahatsız olur ve diğer bir iş arkadaşına bu durumu anlatır ve patronu ile konuşmasını rica eder. Ancak iş arkadaşı patronu ile konuştuktan sonra patronunun sözel tacizlerinde artış meydana gelir. Kadın X kendini sürekli kaygılı, çaresiz ve kafası karışmış hisseder. Bir süre sonra uykularında zorluk ve işe odaklanma sorunları da yaşamaya başlar. Düzenli sözel tacizler sonrasında patronu Kadın X’e bedensel olarak da tacizde bulunur. Kadın X patronunun elinden kurtulmayı başarır ancak eve gittiğinde gerçekten kendini çok kötü hisseder. Bir kaç hafta kadar kimseye açıklama yapmadan, kaygılı ve depresif bir şekilde geçirir. Sonunda erkek arkadaşının da yardımıyla yasal süreçleri başlatır. “

Vaka sunumundan sonra makalede yer alan tanısal çıkarımlar aşağıda verilmektedir.

Kadın X: Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ile akut uyum reaksiyonu ve bağımlı kişilik bozukluğu özellikleri.

Tacizci patron: Cinsel bozukluk, depresyon ve narsistik kişilik bozukluğu.

Bu vakanın sunulduğu makalede ayrıca taciz şuçu işleyen kişilerin çocuklukların da bağlanma sorunu yaşadıklarını, bugünkü taciz davranışının aslında çocukluk yaşantısına ait travmatik yaşantının devamı olduğu bildirilmektedir. Ancak vaka sunumu incelendiğinde tacize maruz kalan kadının da psikolojik incelenmesinin yapıldığı görülmektedir. Ayrıca iş yerindeki güç kullanımı, gücün güçsüz üzerinde ne şekillerde form bulduğu, erkeğin cinsel fantazilerinin şekillenmesinde rol oynayan kadın-erkek rolleri üzerine değinilmemiştir. Taciz suçunu işleyen bireylerin taciz davranışlarının nedenlerinin incelendiği bir makalenin sonundaki vaka sunumunda, tacizde bulunandan çok tacize uğrayanın psikolojik süreçlerinin vurgulandığı bir vaka sunulması oldukça dikkat çekicidir. Cinsel tacizi bağlanma teorisi yaklaşımı ile inceleyen bir makalede tacize uğrayan kadının da tanı kriterleri ile yargılanması ve vaka sunumunda çocukluk ve gençlik yaşantılarının ayrıntılı inceleme alması Dora’nın terapi esnasında maruz kaldığı baskıyı hatırlatır.

Cortina ve Wasti’nin 2005 yılında yürüttükleri bir araştımada kadınların cinsel taciz ile başetme yöntemlerini ve bu yöntemlerin sosyal güç, olayın ciddiyeti, sosyal destek ve kültür ile ilişkisini incelemişler. Araştırma sonuçlarına göre sosyal olarak gücü daha az olan kadınlar, örneğin, yaşı daha genç olan kadınlar taciz sonrasında olay olmamış gibi davranma ve olayın ciddiyetini azaltmaya daha çok eğilimli bulunmuşlar. Gençlerde yaşlılara oranla tacizin daha az rahatsız edici olarak algılanmasının nedenlerinden biri olarak, cinsel taciz hakkında daha az bilgiye sahip olmaları gösterilebilir. Birdeu, Somers ve Lenihan (2005) tarafından yapılan bir araştırmada cinsel taciz hakkında video ile bilgilendirilen ve okuma kitabı eğitimi alan gençlerin kontrol grubu ile kıyaslandığında okudukları taciz hikâyelerini rahatsız edici, tacizkâr olarak yorumladıkları belirtilmektedir. Benzer sonuç kültürler arası farkla da ilişkilenmektedir. Patriarkal kültürlerde bu utanılacak bir durum olarak görüldüğünden ve kadın ailesinin sosyal ilişkilerini, çocuklarını ve şerefini korumak adına olayı daha az rahatsız edici olarak algılamakta ve olay olmamış gibi davranma eğilimi göstermektedir. Bu kültürlerde yaşayan kadınların taciz sonrasında taciz suçunu işleyen ile olayın hemen sonrasında tartışıp, bağırdığı ancak olay sonrasında olayı yoksayma, hakkını aramama, kendini savunmama davranışları gösterdikleri vurgulanmıştır. Bu araştırmanın bulguları cinsel taciz ve kadın olgusu incelenirken, tacize uğrayan kadınlar terapi odasına alınırken, terapistin ilk aklında bulundurması gerekenlere kuvvetli bir alt çizgi çizmektedir: Sosyal güç ve Ataerkil sistem. Cinsel taciz vakası ile uğraşmaya niyetlenmiş bir terapistin de haberdar ve farkında olması gereken bir tarih mevcuttur. Ataerkil toplum düzeni, eski Mezopotamya’da neolitik dönemden uygarlıklara geçiş süreciyle eş olarak kent devletlerinin doğuşu ile birlikte görülmeye başlandı. Uygarlık denilen şey her ne ise, en önemli özelliği mülkiyetin ortaya çıkmasıdır. Artı değerin kendini göstermesi, emek ayrımlarının şekillenmesi ve buna bağlı olarak da toplumsal statü farklarının derinleşmesidir. Mülkiyet esas alındığı için onun aktarımı içinde en az tehlike içeren ve sosyal statüleri kollayan babadan oğula miras yöntemi ideolojik gelişmeleri şekillendirdi. Kadın cinselliği ve doğurganlığının denetimi erkeklerin eline verildi, ataerkil sistem aile sistemi ile kurumsallaştı ve yasalara geçti. Kadının cinselliğini ve doğurganlığını elinde bulunduran erkek egemenlik, mülk fazlasının daha fazla güç getirdiği sistem içerisinde kadını da mülkiyet ilişkisi içerisinde kullanmaktan çekinmedi. Taciz nedir, nedenleri nelerdir, taciz sonrası nerelere başvurulabilir, daha önce tacize uğrayan kadınların başından geçen deneyimler, izledikleri yasal yollar hakkında bilgi sahibi olan kadınların çözüm arayacakları tek yerin terapi odası olmaması muhtemeldir. Kadını baştan beri hesabını kendinle görmeye inandıranlar, terapi odasında da kadına hesabını kendi ile gördürdükten sonra bir savaşı daha kazanmış olarak, daha da güçlü kadınların peşinde yol alacaktır. Ne de olsa kayıp hala kadınların kaybıdır.

Cinsel Taciz Olgusuna Alternatif Terapi Odası: Feminist Terapi

1960’lı yıllarda başlayan kadın özgürlük hareketi, kadınlar hakkındaki sosyal, kültürel ve politik inanışları değiştirmeye yönelik bir harekettir. Psikoloji içindeki feminist yaklaşımların ilk ortaya çıkışı da kadın hareketi ile teorik tartışmanların başladığı 1970’li yıllara rast gelmektedir. Broverman ve arkadaşlarının 1972 yılında yaptıkları cinsiyet rol stereotipleri araştırması cinsiyetçiliğin kişisel ilişkilerdeki tutum ve davranışlar dâhilinde ele alınmasına ilişkin ilk örneklerden biridir. İlerleyen yıllarda ise şekillenen üç grup duruştan bahsedebiliriz. Bir grup psikolog kadına yönelik ayrımcılık konusuna yönelirken, bir grup ise kadının kişisel, kişilerarası ve sosyal yapıdaki değişimine ve güç kullanımlarına odaklanmıştır. Üçüncü grup ise method ve içeriğe feminist bakış açısıyla eleştiri getirme çabası içine girmiştir (Unger, 2001). Son yıllarda özellikle danışmanlık sağlamaya yönelik feminist terapi oluşumları üç bakış açısıyla hareket etmektedir: bilinç yükseltme çalışmaları, taciz karşıtı odaklanmalar ve kadın örgütlenmelerine yönelik programlar. Bu oluşumlar içindeki temel amaç, kadınların psikolojik sorunlarının kişisel olmadığı ve kadının toplum içinde gördüğü baskıdan bağımsız ele alınamayacağıdır (Evans, Kincade ve Marbley, 2005).

Operasyonel tanım yapmak gerekirse, feminist terapi, feminist politik felsefe ve analizleri tarafından bilgilendirilen, kadın psikolojisi ve cinsiyet temelli çok kültürlü feminizm çalışmaları etrafında şekillenen, hem terapiste hem de danışanlara duygusal, çevresel ve politik çevrelerde gerçekleşmesi öngörülen feminist direnç ve sosyal değişim stratejileri ve çözümleri bildiren terapi pratiğidir. 6 temel bileşen, feminist terapi teorisini diğer geleneksel terapi teorilerinden ayrıştırmaya ve şekillendirmeye yardım eder (Brown, 1994).

Feminist terapinin 6 temel bileşeni

a) Terapötik değişim ve feminist politik felsefe arasındaki ilişkilerin anlaşılması

b) Ana akım psikoterapilere yerleşik patriarkal sistemin cinsiyet, güç ve otorite kavramlarıyla analizi ve eleştirisi

c) Feminist bakış açısı ve terapinin anlamsal tartışmasının, sosyal ve bağlamsal bir fenomen olarak ele alınması

d) Terapi sürecinde ortaya çıkan büyüme, gelişim, stres, tanı, sınır ve ilişki kavramlarının feminist politik felsefe üzerine temellenmesi

e) Feminist sosyal değişimin etik pratiklerle ilişkilendirilmesi

f) Çok kültürlülük ve farklılık içeren bilginin ve disiplinlerin teori içinde yer alması

Feminist terapi bileşenleri kadın özgürleşmesi politik tavrı üzerine oturmasına rağmen, pratik, kadının içsel süreçlerini göz ardı etmeden, çelişkilerin neden olduğu bilişleri de değerlendirmeye alır. Kadının ailesiyle yaşadığı sorunlar, kimlik sorunları, intra-psişik süreçler terapi sürecinde vakanın kavramsallaştırılmasına dâhil edilir. Ancak, feminist terapi, kadın tarafından deneyimlenen içsel süreçleri, kadının içinde yaşadığı, kadını aşağı gören, değersiz kılan, kadına belirlenmiş cinsiyet rolleri sunan ataerkil sistemden bağımsız ortaya çıkmadığını vurgular. Terapiye başvuran kadında feminist duruş aramak ya da kadını terapi esnasında feministleştirmek yerine, hâkim yapının çözülmesinde ortaya çıkacak kadının potansiyeline ve gücüne inanır. Terapinin temel amacı, ağrı uyandıran sosyal gerçekliklere karşı farkındalık kazandırmak, sakinleştirmekten ziyade engel olmak, uyum sağlamaktan ziyade güçlendirmektir.

Psikoloji literatürüne hâkim, kadının acısı kişiseldir ve kişisel uyum ile çözülür varsayımı feminist terapi yaklaşımı tarafından eleştiri gören en önemli varsayımdır. Bu varsayımı önüne alarak, cinsel taciz deneyimi yaşamış, psikolojik danışmanlık arayan kadınlar için feminist terapi perspektifi 2 aşamalı plan sunar (Worel ve Remer, 1994). İlk aşama değerlendirme aşamasıdır. Kültürel analiz içeren değerlendirme aşaması, kültürde yer alan cinsel taciz ile ilgili yerleşik mitlerin sorgulanmasıyla başlar. Kadın ve terapisti, tacize sadece güzel ve genç kadınlar uğrar, mini etek giyen kadın tacizi teşvik etmiştir, cinsel deneyimi olan kadınlar tacizden etkilenmezler, cinsel taciz sadece karanlık ve izole alanlarda gerçekleşir v.b. söylemlerden hangisine ne kadar inandığı hakkında konuşur. Kültürel analiz çerçevesinde değerlendirilen diğer konu ise cinsiyet rolleri analizidir. Erkek ve kadının eşit olmadığı, erkeğin kadın üzerinde hâkimiyeti ve üstünlüğü olan kültürlerde taciz oranının diğer kültürlere oranla daha az gerçekleştiği vurgulanır. Kadın için kabul edilen roller ile birlikte erkeğe yüklenen rollere de yer vermek önemlidir. Erkek sosyal ilişkilerde baskın taraf olmalı, duygularını ifade etmemeli, aile için gereken kararları erkek almalı v.b. ifadelerin, kadın için anlamlılığı ve doğruluğuna gidilir. Kadınlar olarak beklentilerimizin nerde ve nasıl erkeklerden farklılaştığına, aile ve okul yaşantısının meta-mesajlar üzerindeki etkisine ve bunların davranışlarımızı ve duygularımızı etkileyiş şekillerine odaklanılır. Üzerinde durulması gereken diğer önemli konu ise güç ve gücün kullanımıdır. Erkeklerin ekonomik ve fiziksel güç kullanım alanlarındaki kadının direncini kırma ve zorlama denemeleri örnekler yardımıyla tartışılır. Kurban söyleminin kullanımını ele alan feminist terapi yaklaşımı, kurban söyleminin tacize uğrayan kişiyi savunmasız kıldığını belirtir. Kendini savunmaktan aciz olan kurban kadın, savunmasızlığı, korunmasızlığı üzerinden taciz olayından kendine düşen suçlamaları kabul eden, üstlenen durumuna düşer. Tacizi yok sayma, kendini suçlama benzeri belirtiler bu tür söylemlerin sonuçlarıdır. Feminist terapi odasında, kurban söyleminin üretildiği destekleyici olmayan çevre olgusu ve kadın üzerindeki etkileri hem terapist hem de kadın tarafından bilinir hale gelir. Kurumsallaşmış cinsiyetçiliğin cinsel taciz eyleminin ortaya çıkışındaki yetkileri vurgulanarak değişim başlar. Toplumun taciz olgusuna yaklaşımı ve danışan kadının taciz olgusuna ilişkin kültürel dâhil oluşları ve bilişleri değerlendirilirken, yaklaşımın altında yatan temel felsefe bireyin politik özne olduğudur.

Süreç içersindeki diğer aşama ise feminist yönelimli güçlendirme modelinin uygulanışıdır. Model 1986 yılında Pam Remer tarafından geliştirilmiştir ( Worel and Remer, 1994). Taciz öncesi dönemde oluşmuş ve tacizi anlamdırmak için kullanılan bilişler değerlendirildikten sonra, taciz olayının kendisinin konu olduğu süreç başlar. Bu aşamada kadının kendini suçlamaları üzerinde durulur. Karanlıkta dışarı çıkmamalıydım, kaçabilirdim, engelleyebilirdim gibi düşüncelerin doğruluğu ve işlevselliği değerlendirilir. Taciz üzerine kurulmuş kadını suçlu hissettirmeye yönelik algıların sorgulanmasıyla, kadın yalnız olmadığının, bu tür suçlamaların toplumun cinsiyetçi mitlerinden kaynaklandığının farkına vararak suçluluk duygularından kurtulabilir. Eğer kadın kriz dönemi olarak adlandırabileceğimiz, kontrolünü kaybetme, ağlama, utangaçlık, çaresizlik hissi v.b. yoğun duygusal reaksiyonlar gösteriyorsa, kadın ile karar alma yöntemleri üzerine konuşmak, empati kurmak, legal prosedürler, kendini ifade etme ve olayı paylaşmanın işlevselliği ile ilgili bilgilendirme, yaşadığı duyguları paylaşabilmesi için kadın sivil toplum kuruluşlarına yönlendirmek faydalı olabilecek stratejilerdir. Kadının tekrar tekrar kendini suçlu hissedebileceği ortamlardan ve kişilerden kriz dönemini atlatana kadar uzak durması tavsiye edilebilir. Kriz dönemi ile başedilmesinin ardından kadının taciz öncesi yaşamına dönmesi süreci başlar. Cinsel tacizi ataerkil sistemde varoluşunun bir sonucu olarak görmesi, iyileşme vurgusu yerine bununla yaşama stratejilerine dikkat çekmek önemlidir.

Deneyimi paylaşmanın, anlamanın ve harekete geçmenin değişimi ortaya çıkarışı kaçınılmazdır. Kişisel değişimin sosyal dönüşümün bir parçası olduğu bilişi, kurulu kodları bozar ve yeniden üretir. Dünyanın güvenli bir yer olduğu, taciz deneyimi sonrası dünyanın kaotik olduğu ile yer değiştireceğinden, dünya düzeni içinde varolmanın olumlu ve olumsuz sonuçlarının farkına varmak olağan baş etme stratejilerini düzenlemek için kadına olanak sağlar. Psikoloji disiplininin, özellikle klinik psikoloji alanının, toplumsal olanı özel olandan ayırmak ya da özel olanı toplumsal olanın bir parçası kılmamak üzere yapılandırılmış teorilerinden farklılaşan feminist terapi sürecinde, bireyin politik özne oluşu felsefesiyle başlatılan sorgulama, sosyal ve kültürel bakış açısının değişimi ve kimliğin yeniden yapılandırılmasıyla sonuçlanır. Sosyal dönüşümü makro düzeyden mikro düzeye kadar inen devamlı ve aralıksız bütün olarak kabul etmemiz koşuluyla, terapi sonlandığında kayıp artık kadının değil, ataerkil sistemin kaybıdır.

Kaynakça

Adams, K. M. (1999). Sexual harassment as cycles of trauma reenactment and sexual compulsitivity. Sexual addiction & Compulcivity, 6, 177-193.

Broverman, I., Vogel, S. R., Brovekman, D. M., Clarkson, F. E., & Rosenkrantz, P. S. (1972). Sex role stereotypes: A current appraisal. Journal of social issues, 28, 59‑78.

Brown, L.S. (1994). Subversive Dialogues: Theory in Feminist Therapy. A Subsidiary of Perseus Books, L.L.C.

Birdeu, D. R., Chery L. S. ve Lenihan, G.O. (2005). Effects of educational strategies on college students’ identification of sexual harrasment. Education, 125, 496-510.

Cortina, L.M. (2005). Profiles in coping: Responses to sexual harrasment across persons, organizations, and cultures. Journal of Applied Psychology, 90, 182-192.

Evans, K.M., Kincade, E.A. ve Marbley, A.F. (2005). Feminism and feminist therapy: Lessons from the past and hopes for the future. Journal of Counseling & Development, 83, 269-277.

Freud, S. (1917). Mourning and melancholia. Standard edition, 14, 243-258.

Lybomirsky, S. ve Nolen-Hoeksema, S. (1993). Self-perpetuating properties of dysphoric rumination. Journal of Personality and Social Psychology, 65, 339-349.

Sachs D. M. (2005). Reflection of Freud’s Dora case after 48 years. Psychoanalytic Inquiry, 25, 45-53.

Stapleton, J. A., Taylor, S. ve Asmundson, G. J. (2007). Efficacy of various treatments for PTSD in battered women: Case studies. Journal of Cognitive Psychotherapy: An International Quarterly, 31, 91- 102.

Soykan, Ç. (2000). Krize müdahale ilkeleri çerçevesinde yas ve müdahale. Sayıl, I, berksun, O. E., Palabıyıkoğlu, R., Özgüven, H. D., Soykan, Ç., Haran, S. (Haz.) Kriz ve Krize Müdahale. Ankara Üniveristesitesi Psikiyatrik Kriz ve Uygulama ve Araştırma Merkezi Yanınları, 6, içinde, s. 123-135.

Unger, R.K. (2001). Woman as Subject, Actors, and Agent in the History of Psychology. R.K. Urger (Haz.) Handbook of the Psychology of Woman and Gender. John Wiley & Sons, Inc, içinde s.3-16

Worell, J. ve Remer, P. (1992). Feminist Perspectives in Therapy. John Wiley & Sons. Inc

 

Cinsel taciz fiziksel bir travmadır. Alıntının tarihi 4 Nisan 2006,

http://www.mcaturk.com/epsikiyatri_53.html