|
II. Eleştirel Psikoloji
Sempozyumu
24-26 Eylül 2010
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakütesi
Sempozyum anasayfasına ulaşmak için burayı tıklayın.
Sayı
2, Ocak 2009
Editörden
(S. 2-4)
Bir hayli gecikmeyle de olsa Eleştirel Psikoloji
Bülteni’nin ikinci sayısını hazırlamış olmaktan
mutluyuz. 2008 yılı Türkiye’de eleştirel psikoloji için oldukça
hareketli ve verimli bir yıl oldu. Hem Mart ayında Eleştirel
Psikoloji Bülteni’nin ilk sayısının yayınlanması, hem
de Ağustos ayı sonunda İstanbul’da ilk defa bir Eleştirel
Psikoloji Sempozyumu’nun organize edilmesi Türkiye’de eleştirel psikoloji
adına anılmaya değer gelişmelerdi. Gerek Bülten’in
gördüğü ilgi, gerekse de sempozyuma (yaz sonu
olmasına ve sempozyumun Pazar-Pazartesi günleri düzenlenmesine
karşın) 150 kişilik bir katılım gerçekleşmiş olması, eleştirel psikolojinin bundan sonra da gelişmeye devam
edeceğine işaret ediyor.
MİLLİYETÇİLİK
Aysel Kayaoğlu
birpsikoloğungecikmişHrantDinkyazısı
(S. 5-31)
Hrant Dink’in katledilmesinden bu
yana iki yıl geçti. İçimizdeki öfkeyi,
şaşkınlığı, kederi, umudu yitirmekten, bu
kaybı kanıksamaktan korkarak geçen uzun bir zaman… Elinizdeki
gecikmiş bir yazı. Hrant Dink
üzerine yazılmış onlarca yazı varken, bir tane daha üstelik
de gecikmiş bir tane daha yazmanın ne anlamı olabilir ki? Ama
zaten bu yazı, bir psikolog tarafından yazılan, ya da bir
psikolog tarafından yazıldığı için gecikmiş olan
bir yazı. Doğrusunu isterseniz, bu, Hrant Dink üzerine bir yazı
da değil, daha çok onun katli üzerinden psikolojiye dair bir yazı. “Hepimiz”
için öyle olmadı mı zaten, Hrant Dink’in katli bir bakıma
elbette korkulanın olmasıydı ama bir taraftan da nerede
durduğumuza, ne yapıyor olduğumuza dair apansız ve derinden
sarsmadı mı hayatlarımızı? Sözün kısası bu,
birpsikoloğungecikmişHrantDinkyazısı. Bu ülkede yaşayan bir sosyal psikolog
olarak, Hrant Dink’in katline dair söyleyecek yüzlerce şeyi olması
gerekirken hiçbir şey söyleyememenin omuzlara yüklediği
ağırlığın, neyi nasıl söylemeli
sıkıntısına galebe çalması nedeniyle ortaya çıkan
bir yazı…
Harika Yücel
Psikanalitik bir
perspektifin milliyetçiliği anlamaya yönelik imkânları
(S. 32-47)
Milliyetçilik
kavramı, ulus-devletlerin ulus aşırı yapılanmalara
doğru gittiği günümüzde, geç modernizm/geç kapitalizm denilebilecek
bir süreçte, üzerinde en çok tartışılan ve yeniden
tanımlanmaya çalışılan kavramlardan biri gibi görünüyor.
Yeniden tanımlanmaya çalışıldığı kadar
yararlı/elverişli toplumsal/politik bir araç olup olmadığı
ve milliyetçi ideolojilerden muaf bir toplum tahayyülünün imkânlılığı da epey
kafa yorulan soru ve arayışları oluşturuyor. Geniş bir
grubun “milli” denen bir sıfatla kendini/kimliğini
tanımladığı bir toplumsal sürecin dışında
imkânların olup olmadığını
araştırmaya iten en önemli nedenin aynı
zamanda etik bir alanı işgal ettiği de söylenebilir; milliyetçi
ideolojiler ve eğilimler tektipleştirici,
dışlayıcı ve nihayetinde şiddet, işkence,
savaş gibi insanlık suçlarına yol açan dinamiklere sahip görünmektedir.
Milliyetçiliği olumlu ve olumsuz olarak ayıran, yurtseverlik,
ulusalcılık gibi adlarla ehlileştirip kendine mal etmeye
çalışan çeşitli politik hareketler milliyetçi ideolojilerin
homojenlik ideali adına baskıcı ve dışlayıcı
potansiyelini kabul etmek istemeyebilir elbette.
ELEŞTİREL PSİKOLOJİ
Canani Kaygusuz
İnsan bilimleri, olgu değer sorunu ve akademik bilimlere yansıması
(S. 48-60)
İnsanı
merkeze alan tüm çalışma alanlarının, insanla ilgili bilgi
üretmeye yönelişi binlerce yıl geriye götürülebilir. Ancak bu bilgi
üreten kişilerin bilgi üretme süreçlerinde sistematikliği önemsemesi
daha geç dönemlere rastlamaktadır. Bilim tarihine
bakıldığında özellikle 16. yüzyıldan başlayarak
daha karmaşık hale gelen toplumsal ilişkiler sisteminde
insanı anlamaya çalışan düşünürlerin, dönemin
değişen paradigmasına uygun biçimde insanla ilgili bilgi edinme
süreçlerini daha fazla öne çıkardıkları görülür. 16.
yüzyıldan itibaren öncelikle evrene ve dünyaya ilişkin egemen
düşünceleri sarsan, dünya ve evrenin işleyiş
yasalarını keşfeden, giderek toplumların işleyiş
yasalarının da keşfedilebileceği düşüncesinin
egemenleşmesiyle toplumun işleyiş yasalarını
keşfe yönelen ve en sonunda insanın kendisine odaklanarak insan
davranışının yasalarını araştıran
bilimlerin devreye girmesi, yaklaşık altı yüz yıllık
bir dönemin aşamalı gelişimine tekabül eden bir durumdur. Bu
süre içinde, dünyayı, evreni, toplumu ve bireyi anlama çabaları
farklılaşmış, önceki dönemlerin tüm bu alanlardaki teolojik
ve metafizik anlayışları yerini başka bir
anlayışa bırakmıştır.
Ian Parker
Psikoloji o
kadar eleştirel ki, bizi ancak Marksizm koruyabilir…
(S. 61-75)
Tartışmanın dört parçası var. Bazı referans
noktaları diğer kültürel geleneklerden gelen eleştirel
psikologlar için biraz sınırlı görülecek. Fakat tahminimce
kolaylıkla algılayacaklardır, hem de sadece radikal
çalışmalar yapmak için politik bağlamın emperyalizmin
kalbinde çok farklı olmasından dolayı da değil. Algılayacaklar,
çünkü İngilizce konuşulan dünyada “eleştirel psikoloji” olarak
ifade edilen şey onların yapmakta oldukları şeyleri
sömürgeleştirmeye ve arıtmaya başladı.
Morus Markard
Tutum olarak eleştiri
(S. 76-85)
Klaus Holzkamp öncelikle Eleştirel Psikoloji’nin
kurucusu olarak tanındı. Bu araştırma
yaklaşımı, insanları kapitalist ilişkilerin insanlık
dışılığıyla uzlaştırmak isteyen ve bunu
yaparken bu gayri insani ilişkileri insanların ne dereceye kadar sürekli
olarak yeniden ürettiklerini dışarıda bırakan bir
psikolojinin eleştirisidir. Bu psikoloji eleştirisi, kendileri için böylesi
bir psikolojinin işlevsel olduğu bu bahsedilen ilişkilerin
eleştirisiyle bağlantılıdır. Nihayetinde
Eleştirel Psikoloji kendine has kavramlarıyla, bireysel ve toplumsal
özgürleşmenin bağlantısının gerekliliğini anlaşılabilir
kılmak ve bunun gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak
istemektedir.
Thomas Teo
Klaus
Holzkamp ve Alman Eleştirel Psikoloji’sinin yükselişi
ve düşüşü
(S. 86-116)
Alman Eleştirel Psikolojisi tarihi üzerine
yazılan bu metin, en önemli temsilcisi olan Klaus Holzkamp
(1927-1995)’ın çalışmaları üzerine odaklanmakta ve fikir,
eleştiri ve çıkarsamalarının gelişimini yeniden
inşa etmektedir. Tarihî-sistematik nedenlerden dolayı
çalışması, eleştiri öncesi (1968’e kadar) dönem,
eleştirel-özgürleştirici dönem (1968-1972), eleştirel-kavramsal
dönem (1973-1983) ve özne-bilimsel dönem (1984-1995) olmak üzere
bölümlenmiştir. Sosyal hareketler ve geleneksel psikolojinin iç
sorunları, psikolojisinin yükselişindeki etmenler olarak
tanımlanırken, Eleştirel Psikoloji’nin 1980 ve 1990’lardaki
düşüşü sosyal gelişmelere, sistematik temel çerçevesinin
sınırlılıklarına ve alternatif eleştirel
yaklaşımların ortaya çıkmasına yüklenmektedir. Bu
olumsuzluklara rağmen makale, Holzkamp’ın psikolojik bilgi birikimine
önemli katkılarda bulunan saygın bir kuramsal psikolog olduğunu
göstermektedir.
Klaus Holzkamp
“İnsanlar Kapitalizmde Kafeste Oturur Gibi
Oturmazlar”
(S. 117-132)
Heiko Ernst
ve Claus Koch’un Psychologie Heute
dergisi için Klaus Holzkamp’la
söyleşisi. (Sayı 11/1984, S. 29-37)
David Ingleby
İdeoloji
ve insan bilimleri: Psikoloji ve psikiyatride şeyleştirmenin rolü
üzerine bazı yorumlar
(S. 133-171)
Bu yazının iddiası kısaca
şu şekilde ifade edilebilir: psikologların (ve diğer insani
bilim insanlarının) bilinçdışı olarak kabul ettikleri
ideolojik amaçlar onları, insanı kendi toplumunun
yaptığı biçimde insandışılaştıran, toplumun amaçlarına bireyler tarafından nasıl aracılık
yapıldığını açıklayacağı yerde örtbas eden
ve kendi değerlerini, sahte bir nesnellik kisfesi altında somutlaştırmaya
çalışan bir insan modeli sunmaya yöneltir.
|